AKP iktidara geldiğinde çok temkinliydi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Leyla Şahin için verdiği türban kararı ise dönüm noktası oldu. Bundan sonra büyük bir ‘laik-dinci’ kavgası patlak verdi. Danıştay saldırısı böyle bir atmosferde gerçekleşti

AKP artık değişmiş insanları temsil ettiğinden değil sadece, aynı zamanda RP’den ders aldığından da işe sakin başladı. Her şeyden önce, genel başkanının ağzı yanıktı: Aralık 1997′de Siirt’te Cevat Örnek’in bir şiirini okuduğunda, ‘Halkı din ve dil farklılığı gözeterek kim ve düşmanlığa açıkça tahrik’ten Nisan 1998′de bir yıl’a mahkûm olmuştu: “Minareler süngü/Kubbeler miğfer/Camiler kışlamız/Müminler asker”.
Fakat laik tarafın da RP’den ağzı yanmıştı. Org. Özkök daha Ocak 2003′te ilk uyarıyı yaptı: “Herkesin dini inancına ve bunları özel yaşamlarında ifade etme tarzına saygı duyarız. Ancak bunların, özellikle türbanın (mevcut kurallara) aykırı olarak kullanılması beklenmemelidir”. Aslında bir koalisyon olan AKP’de ‘Milli Görüş’ün temsilcisi olduğu söylenen TBMM Başkanı Bülent Arınç ateşe katkıda bulunmakta gecikmedi: 23 Nisan’da vereceği davette türbanlı eşinin adı da yer almaktaydı. Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı katılmadılar. Kavga başlamıştı. MGK Genel Sekreteri Org. Kılınç, görevi devrederken “Halen hilafet ve şeriat arayışında olanlarımız var” dedi.
AKP sivri demeçlerden dikkatle kaçınıyordu. 29 Ekim davetine katılmadılar ve bundan sonrakilere türbanlı eşlerini getirmemeye başladılar. Tepki doğuran YÖK yasa tasarısını ve Kuran kursları yönetmeliğini geri çektiler. A. Gül’ün türban nedeniyle AİHM’ye gitmiş olan eşi ‘yargı kararlarının tartışılmasına fırsat vermemek, güven ve saygıyı sağlamak’ için davayı geri çekti.
Leyla Şahin kararı patlıyor
Fakat AİHM Büyük Dairesi Kasım 2005′te Leyla Şahin davasında üniversitelerdeki türban uygulamasının ‘insan hakları ihlali olmadığı’nı söyledi.
Karar, 11 Eylül’ün liberal Avrupa’yı ne kadar korkutmuş olduğunu göstermenin yanı sıra, Türkiye’deki çatışmayı fena halde artırıcı bir nitelik taşıyordu. Çünkü bu karardan sonra hem AKP’nin ve özellikle de Başbakan Erdoğan’ın ihtiyatlı tutumu değişti, hem de özgürlük açısından son derece tehlikeli bir yeni dönem başladı. Nitekim, laik kanadın temel kurumlarından Danıştay’ın 2. Dairesi, okulda başını açan öğretmen Aytaç Kılınç’ın sokakta kapatmasına karışarak AİHM kararına ‘Şimdi, sokağa da karışacaklar’ diye tepki gösterenleri haklı çıkarmıştı. Arkasından sıra, ‘Şimdi yatak odasına da karışacaklar’ diyenlerin de haklı çıkmasına gelecektir: Danıştay bu sefer de, din öğretmeni Abdullah Yılmaz’ın yurtdışına atanmasını, eşi türbanlı olduğu gerekçesiyle engelleyecektir.
Bundan sonrası, kafa kafaya çatışmadır. Bir noktadan sonra kimilerine göre RTE’nin ‘kimyası bozulacak’, kimilerine göre de başbakan özüne dönecektir: Vatandaşla “Artistlik yapma lan”lı ve “Ananı al da git”li konuşmalar, kendisini sevimli bir kedi olarak çizen karikatürlere dava açmalar, başını örtme konusunda söz söyleme hakkının ‘din ulemasına’ ait olduğunu söylemeler…

Yarıştırma başlıyor
Bu arada, AKP belediyelerinin okullara şeriatçı broşürler dağıtmaları. İçkinin ancak ‘kırmızı bölgeler’de içilebileceğini ilan etmeleri. Okullarda umre ödüllü yarışma açmalar. Alevilere inanç baskılarının bir türlü bitmeyişi. İzinsiz Kuran kurslarının kapatılmaması. Van rektörüne ediliverenlerin üniversite-hükümet kavgasına dönüşmesi. Arınç’ın 23 Nisan’da imam-hatip liseli bir ‘çocuk’u makamına oturtması. Yine Arınç’ın: “Bu Anayasa Mahkemesi’ni ben Meclis’in yapabileceği bir anayasa değişikliğiyle kaldırabilir miyim? Kaldırabilirim” demeleri.
Buna karşılık, Anayasa Mahkemesi başkanı Bumin’in de “Beğenseniz de beğenmeseniz de Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına uymak zorundasınız” diye cevap vermesi. Derken, Baykal’ın “İstediğini yapamazsın” diye fırsat bulması. CHP Genel Sekreteri H. Koç’un: “Türkiye Ayetullahlar devleti olamaz, olmayacak” diye aydınlatması. ANAP’lı Şirin’in “Başbakan dua etsin, Vural Savaş başsavcı değil” diye tartışmaya önemli bir katkı yapması. Fatsa AKP başkanının 23 Nisan töreninde çiklet çiğnediği için tutukevine gönderilmesi. Bütün bunların Şemdinli varken cereyan etmesi.
Kısacası, yabancı birinin okuması halinde güleceği bu ‘dinci-laik’ kavgası 2005 başından itibaren yine alevlenmiştir. Yalnız, RP zamanındaki durumla bir ilgisi yoktur. Gerçi Cumhurbaşkanı kesin taraftır, ama sivil toplum ve büyük burjuvazi RP zamanındaki gibi Genelkurmay’ı desteklemekten çok uzaktırlar. Genelkurmay başkanı da çok soğukkanlıdır.
18 Mayıs Danıştay cinayeti bu ortamda patlak verecek, ama AKP’yi vurması ancak iki gün devam edecektir.

Kaynak; Radikal

BASKIN ORAN (Arşivi )

ELÇİN AKTOPRAK ( Arşivi)

Yorum Yapın

Yorum yapmak için giriş yapmış olmalısınız.