Refah Partisi’nin yüzde 22 oy alması laik TC’de ilk defa dinci bir partinin iktidara gelmesi anlamını taşıyordu. Bu onları da şaşırtacak ve sanki yüzde 90 oy almış gibi şımartacaktı. İcraatları çok kimsenin tüylerini diken diken etmişti


18 Mayıs 2006′da avukat olduğu öğrenilen bir şahıs Danıştay’a girdi, o sırada toplantıda olan 2. Daire üyelerinin odasını buldu, üzerlerine ateş açtı. Birini öldürdü, dördü yaralı kurtuldu. Bu daire, türban yasaklama kararlarını veren daire idi. “Vakit gazetesindeki fotoğraflara bakıp öyle ateş ettim” dediği belirtilen saldırganın ‘İslamcı’ olarak tanıtılması üzerine ilk iki gün “Yeni bir 28 Şubat geliyor” rüzgârı esti. İnsanlar Anıtkabir’e aktı. Çok satan bir gazetede saldırı hakkında “Türkiye’nin 11 Eylül’ü” yorumu yapıldı ki, ABD’de 11 Eylül saldırısından sonra nasıl bir ortamın oluştuğunu ve ne tedbirler alındığını anımsamak bu yorumun ne demek istediğini açıklıyordu.
Dinciler mi, derin devlet mi?
Fakat saldırganın türbanla ilişkili olmadığı, aksine, Susurluk’la ilişkili emekli askerlerle bağlantılı olduğu görüldükten sonra, dikkatler derin devlet üzerine döndü. Acaba bu saldırı Şemdinli’yi unutturmak için yapılmış olamaz mıydı?
Çünkü 28.2.1996′da iktidara gelen RP’nin durmadan verdiği dinci demeçlerin gerdiği ortamda derin devlet+mafya ikilisinin ilk defa yakalandığı Susurluk olayı patlayınca (3.11.1996), bunun arkasından gelen 28 Şubat 1997 ‘muhtıra’sı RP’yi ‘iç düşman’ ilan ederek Susurluk’u unutturmuştu.
Şimdi AKP iktidarının karıştığı türban gerilimi ortamında derin devlet’in ilk defa suçüstü yakalandığı Şemdinli olayı patlayınca (9.11.2005), bunun ardından vuku bulan ve ilk iki gün ‘türbanın intikamı’nı almak için yapıldığı ilan edilen Danıştay Baskını (18.5.2006), bütün bu derin devlet suçlamalarını örtbas etmeye yönelik olabilirdi. Üstelik, buna bir de derin devlet+mafya ikilisinin Küre-Sauna çetesi olayının (17.2.2006) ve Şemdinli iddianamesinde Org. Büyükanıt’ın suçlanmasının (5.3.2006) eklendiği düşünülünce.
Bu yazı dizisinin amacı, hem RP iktidarında 28 Şubat ‘postmodern müdahale’sine giden süreç ile AKP iktidarında Danıştay baskınına giden süreci bir karşılaştırmak, hem de buradan kalkarak Türkiye’de ‘laikliğin neresinde’ olduğumuzu tartışmak. Bu dincilik-laikçilik konusu bağlamında Türkiye’yi duygulardan arınmış bir genel değerlendirmeye tabi tutmak.

12 Eylül ve Özalizm
Türkiye gibi, burjuvazisi geç oluştuğu için iç dinamiği zayıf olan ülkelerde dönüşümler ancak ‘yukarıdan devrim’le olur. Küçük burjuva aydınlarından oluşan bir grup bir biçimde iktidara geçer ve 1920′lerdeki laikleştirici Kemalist devrimin yaptığı gibi ülkede iktidarın temelinin uhrevi bir kavramdan (Tanrı) dünyevi bir kavrama (Ulus) dönüştüğünü ilan eder. Yani, devletin uyguladığı ‘laikçi’ bir politikayla, toplumu sekülerleştirmeye girişir.
Fakat ‘kestirme yoldan gitme’nin de bir faturası vardır ki, seçim sandığında kesilir. CHP’ye 1950′te gelen DP tepkisi, 27 Mayıs’a 1965′te gelen AP tepkisi, 28 Şubat’a 2002′de gelen AKP tepkisi gibi.
Fakat, RP’nin sandıktan yüzde 22 oyla birinci çıkarak 28.2.1996′da ‘Refahyol’ adıyla iktidara gelmesi ise farklıdır. Eğer kitlelerin askerleri hep ‘laikçi’ olarak görmeye alışmış olmasının yarattığı bir ‘genetik’ tepki sonucu değilse, çifte bir etki sonucudur: Bir yandan 24 Ocak 1980′in (Özalizm’in) kitleleri fukaralaştırmasının, bir yandan da 12 Eylül askeri darbesinin getirdiği Türk-İslam Sentezi’nin İslamlaştırıcı etkisinin.
Tepki veya etki. Önemli olan, TC’de ilk defa ‘dinci’ bir partinin sandıktan çıkıp başa gelmesidir. ‘Laikçi’lerin yanı sıra, gelenler de şaşırmış olmalı ki, bu onları sanki Kemalizm’in hiç duyulmadığı bir ülkede yüzde 90 oy almış gibi şımartacak ve çok kimsenin tüylerini diken diken edecek şeyleri sanki inat gibi yapmaya götürecektir. Birkaç örnek:

Erbakan’ın dış gezileri
Erbakan’ın ilk dış geziyi Ağustos 96′da İran ve Ekim 96′da Libya’ya yapması, ikincide Kaddafi’nin çadırındaki aşağılama. Ocak 97′de sarıklı-cüppeli tarikat şeyhlerine Başbakanlık Konutu’nda resmi davet. Belediyelerin içki yasağına başlaması. İstanbul Belediye Başkanı R.T. Erdoğan’ın demeci: “Parti için çalışmak, Kuran düzeninin kurulması için çalışmak demektir”. Yine Erdoğan’ın: “İktidarın kaynağının [Tanrı yerine] ulus olduğunu söylemek kocaman bir yalandır”. Erbakan’dan her şey bitmiş de iş buna kalmış gibi bir demeç: “Şimdi mesele, İslam’ın yumuşak biçimde mi yoksa kanla mı geleceği meselesidir”. Rize Belediye Başkanı ve sonra RP Milletvekili Şevki Yılmaz: “Çatlasanız da patlasanız da ben Hizbullah’ım. Türkiye’nin yüzde 98′i Hizbullah’tır. Hizbullah olmayanlar, Hizb-i Şeytan’dır”. Kayseri Belediye Başkanı Şükrü Karatepe’nin 10 Kasım 96 konuşması: “Bekledik, biraz daha bekleyeceğiz. [Bu arada] Müslümanlar içlerindeki hırsı, kini, nefreti eksik etmesin”. RP’li bakan Esengün’ün “Başörtüyü halletmek, imam-hatipleri açmak en şerefli görevimizdir. Hacca karayoluyla gitmeyi sağlayıp, kurban derisine uzanan ellerin önüne geçeceğiz” demesi. Tabii, daha partisi iktidara gelmeden yıldızı parlayan, sonradan resmen Mesihliğini de ilan edecek olan RP Milletvekili Hasan Mezarcı’yı unutmadan: “Selanikli biri benim atam olamaz. Ben velet-i zina değilim”.
Demeçlerin de ötesi vardır. Taksim’e cami konusu. Resmi kurumlarda çalışma saatlerinin ramazana göre düzenlenmesi. Adalet Bakanı Şevket Kazan’ın mankenlerin podyumda mayo giymelerini yasaklamak için başsavcıları toplantıya çağıracağı haberleri.
Bütün bunlar yetmiyormuş gibi RP’nin bir de savunma bütçesine 50 trilyonluk tırpan vurması ve TSK’nın kimi sosyal tesislerini satışa çıkarmak istemesi…
Eski defterlerin karıştırılma zamanıdır. Örneğin, RP Milletvekili H. Hüseyin Ceylan’ın Mart 1993′te Kırıkkale’de yaptığı konuşma Kanal-D’nin Teke-Tek programı tarafından keşfedilecektir: “Bu vatan bizimdir, rejim bizim değildir kardeşlerim… Türkiye yıkılacak beyler.” Gazetelerde tarikatlarla ilgili diziler başlar.
Tabii, dünyanın en gariban ve marjinal tarikatı Aczmendilerin lideri Müslüm Gündüz’ün Fadime Şahin’i nerede, nasıl, ne yaptığının Ocak 97′deki tadına doyulmaz öyküleri başta olmak üzere.

Kaynak Radikal Gazetesi

BASKIN ORAN (Arşivi )

ELÇİN AKTOPRAK ( Arşivi)


Yorum Yapın

Yorum yapmak için giriş yapmış olmalısınız.